ANLAŞMALI BOŞANMANIN ŞARTLARI

Anlaşmalı boşanma yoluna gidilebilmesini kanun belirli maddi koşullara bağlamıştır. Anılan maddi koşulları ayrıca ele alarak inceleyeceğiz.

1-Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmüş Olması

Eşlerin anlaşmalı olarak boşanma yoluna gidebilmeleri için ilk koşul Medeni Kanun m. 166/f.3 hükmü ile yerini bulan evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gereğidir. Henüz bir yılı doldurmamış olan eşler için anlaşmalı olarak boşanma imkanı Türk Hukukunda mümkün değildir. Dolayısı ile TMK. m.166/f.3 hükmü temelli bir anlaşmalı boşanma davasının görülebilmesi için ilk koşul evliliğin en az bir yıl devam etmiş olmasıdır.

Eşler Neden 1 Yıl Beklemek Zorunda ?

Farklı dünyalardan, kültürlerden ve en önemlisi yaşam tarzından iki insanın evlendikten sonra birbirlerine uyumu ve geçimi derhal beklenebilecek bir durum değildir. Dolayısı ile tartışmalar, uyumsuzluklar bir evlilikte kaçınılmaz bir durumdur. Yeter ki tüm bu uyumsuzluklar istikrar kazanmasın ve eşler tarafından aşılabilsin. Bu yüzden yasa koyucu bir yıllık süreyi belirlerken eşlerin evliliğe ve birbirlerine uyum sürecini göz önünde tutmuş ve bu süreçte ani ve fevri kararlar ile evlilik gibi kutsal bir müessesenin yıkılmasını engellemek istemiştir.

Özellikle günümüz toplumunda şehir hayatının yorucu ve tempolu hali, büyük oranda her iki eşinde çalışma hayatının içerisinde bilfiil aktif olması, eşlerin birbirlerini çok az görmelerine ve ortak paylaşımlarının ciddi manada azalmasına sebep olmaktadır. Öyle ki, olağan koşullarda bir yıllık süre içerisinde eşler ancak ortalama bir kez tatil yapabilirler. Bu durumda eşlerin birbirlerini gerçekten tanıyıp, anlayabilmeleri, birbirlerine ve evliliklerine alışabilmeleri için bir yıllık süre oldukça kısa ve yetersiz kalmaktadır.

Boşanma fikrini düşünmeye başlayan eşler, çoğu defa bu kararın vermiş olduğu sıkıntı, üzüntü ve elem içerisinde karşı savunma yapabilmek adına birbirlerine karşı hırçınlaşmakta ve vermiş oldukları menfi kararlarını özellikle kendi vicdanlarını rahatlatmak adına evliliklerinin tüm olumsuz yönlerini düşünmektedir. Dolayısı ile o dönemki psikolojik süreç boşanma temeli üzerine kurulu olmaktadır. Çoğu kez de bu kişilerin kararlarından pişman oldukları ve hatta yeniden eski eş ile evlendikleri dahi görülmektedir. Bu sebeple kararın doğruluğunu çok daha soğuk kanlı bir şekilde değerlendirmek ve sürecin olumlu ve olumsuz yanlarını belirleyebilmek adına hakimin boşanma öncesi bir süre düşünme süresine hükmetmesi, evlilikleri, toplumsal buhranı ve dejenerasyonu engellemek adına yerinde ve fevkalade hukuki bir çözüm yolu olacaktır.

2- Bir Eşin Açtığı Davayı Diğerinin Kabul Etmesi

Türk Medeni Kanunu m.166/f.3 hükmü açıkça ve net bir ifade ile bir eş tarafından açılmış olan davanın diğer eş tarafından kabulü halinde artık anlaşmalı boşanmaya dayalı davanın sübut edeceğini düzenlemiştir. Davanın kabulü, davacının taleplerini davalı tarafın kısmen ya da tamamen kabul etmesi ile yargılamanın sona erdirilmesini sağlayan taraf işlemidir (HMK. m. 308). Davanın kabulü, davalının tek taraflı irade açıklaması ile nihai hükmün kesinleşmesine kadar gerçekleştirilebilir (HMK. m.310). Dava kısmen kabul edilebileceği gibi tamamen de kabul edilebilir. Davanın kısmen kabulü halinde yargılama sadece kabul edilen talebe ilişkin son bulurken, kabulün gerçekleşmediği başkaca talepler bakımından devam etmektedir. Davanın kabulü, mahkemeye verilecek bir dilekçe ile gerçekleştirilebileceği gibi yargılama sırasında sözlü beyanın duruşma tutanağına derc edilmesi ile de gerçekleştirilebilir (HMK. m. 309). Kabul tek taraflı irade açıklaması ile gerçekleştiği için ayrıca davacının ya da mahkemenin kabulüne bağlı değildir. Davanın kabulü, kabul edilen kısım açısından mevcut ihtilafı bütünüyle ortadan kaldırdığı için mutlak surette kayıtsız ve şartsız gerçekleştirilmelidir (HMK. m. 309/f.4)

Davaya son veren taraf işlemi niteliğindeki davanın kabulü halinde artık ihtilaf halindeki dava konusu ortadan kalkar ve maddi anlamda kesin hüküm sonucu doğar (HMK. m.311). Dolayısı ile artık aynı taraflar arasında aynı hukuki sebeple yeni bir dava ikame edilemez. Davalı, mahkeme henüz kabul beyanına yönelik nihai hüküm tesis etmemiş olsa bile kabul beyanından rücu edemez. Ancak bu safhadan sonra sadece irade bozukluğu hallerine dayanılabilir (HMK. m.311/f.2). Böyle bir halin varlığı halinde ise henüz nihai hüküm tesis edilmemişse aynı dava içerisinde ve fakat nihai hüküm tesis edilmiş ise ayrıca açılacak kabulün feshine yönelik bir davada bu husus dermeyan edilir.

Kabul Beyanından Dönme

Anlaşmalı boşanma halinde karar şekli anlamda kesinleşinceye kadar davalı kabul beyanından dönebilmelidir.

3- Hakimin Tarafları Bizzat Dinlemesi

İster eşler birlikte başvurmuş olsun, isterse bir eşin açtığı davanın diğer eş tarafından kabulü ile gerçekleşmiş olsun, anlaşmalı boşanma yolu ile TMK. m.166/f.3 hükmüne dayanılarak sonuca gidilebilmesi için eşlerin hakim tarafından bizzat dinlenmiş olması gereklidir. Bu şekilde hakim dinleme sırasında eşlerin içinde bulundukları halet-i ruhiye’yi gözlemleyebilecek, hareketlerinden ve ifadelerinden beyanlarının özgürce gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda bir kanaate varabilecektir. Beyanların özgür irade ürünü olup olmadığı hususunda ise hakim gerekli her tür inceleme ve araştırmayı yapmakla yükümlüdür. Bu hususta hakim boşanma taleplerinin dayandığı olgular ile altta yatan sebeplerin varlığını aramayacak ve fakat iradeyi sakatlayan hallerin (TBK. m. 30 vd.) varlığı hususunda inceleme ve araştırma yapacaktır. Dolayısı ile şüphe halinde salt eşlerin beyanları ile bağlı kalmayacaktır. Açıklanan iradenin özgür bir irade ürünü olmadığının tespiti halinde ise bu defa boşanma talebi gerekçesi ile birlikte reddedilecektir.

Hakim, anlaşmalı boşanma talebinde bulunan eşleri bir arada ya da ayrı ayrı dinleyebilir; fakat her ikisini de aynı celsede dinlemesi gerektiği görüşünün aksine ayrı celselerde dinleme ile aynı celsede dinleme arasında özgür iradenin saptanması hususunda ciddi bir fark olmayacağı kanısı ile tarafları bir arada dinlemenin güçlük yaratacağı hallerde, ayrı celselerde de dinlenebileceği görüşünü daha yerinde bulmaktayız.

Boşanmanın Mali Sonuçları ile Çocukların Durumu Hususunda Tarafların Yapmış Oldukları Anlaşmanın Hakim Tarafından Uygun Bulunması

Eşlerin aralarında anlaşmak zorunda oldukları mali konular içerisine öncelikle maddi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası girer. Mali konular içerisinde yer alan maddi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası hususundan birinde eşlerin anlaşamamaları durumunda boşanmaya karar verilmeyecektir. Anlaşmalı boşanmada karara bağlanması gereken nafaka hem tedbir nafakası hem de yoksulluk nafakasını içerir .

Anlaşmalı boşanmanın maddi koşullarından olan hakimin tarafları bizzat dinlemesi şartında olduğu gibi hiç şüphesiz hakimin boşanmanın mali sonuçları ile çocukların velayeti hususunda taraflarca düzenlenecek anlaşmayı uygun bulması koşulu da kamu düzenindendir. Hakim, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların velayeti hususunda tarafların yapmış oldukları anlaşmayı uygun bulmaz ise TMK. m.166/f.3 hükmü ile tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Fakat hakim tarafından yapılacak olan değişiklikler hususunda bu defa yeniden tarafların anlaşmalarının sağlanması şarttır. Böylelikle hakime tanınan üstünlük bir kez daha teyit edilmiş ve hakimin sadece onay mercii görevi görmeyeceği belirtilmiştir.

Anlaşmanın Konusu

Anlaşmanın konusunun Borçlar Hukuku’nun genel kuralı gereğince emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusunun imkansız olmaması gereklidir (TBK. m.27).

Taraflar, hakimin onaylaması şartı ile maddi ve manevi tazminat (TMK. m.174) , yoksulluk nafakası (TMK. m.175) , mal rejimi tasfiyesinin ne şekilde gerçekleşeceği (TMK. m.179-180-181) gibi mali konular ile çocukların velayeti ile diğer eşin çocuk ile kişisel ilişkisini, çocuğun menfaatlerine halel gelmeyecek şekilde çocuğa ödenecek nafaka miktarını ve ödeme şekli (TMK. m.182) gibi konuları serbestçe belirleyebileceklerdir. Bu hususlarda tarafların anlaşmaya varamadığı ya da anlaşmanın hakim tarafından onaylanmadığı durumlarda bu defa boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin kararı hakim re’sen düzenler. Fakat hakim tarafından düzenlenen bu hususların mutlaka taraflarca kabul edilmesi, anlaşmanın yeni tesis edilen sonuçlarla birlikte taraflarca kabul edilmesi şarttır. Hakim tarafından müdahale edilen hususlarda ve  yapılan değişikliklerde taraflar anlaşmaya varamaz iseler bu defa hakim anlaşmayı tümüyle reddedip boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin düzenlemeyi re’sen yapacaktır. Böyle bir durumda ise TMK. m.166/f.3 hükmünde yer alan anlaşmalı boşanmanın maddi koşulları yerine gelmediği için bu defa davaya çekişmeli usulde devam edilecektir.

ANLAŞMALI BOŞANMADA YAN SONUÇ SÖZLEŞMELERİ

Özelliğinin Belirtilmesi

TMK. m.166/f.3 hükmü sebepli taraflarca kabul edilen sözleşmenin varlığında boşanmanın yan sonuçları üzerine hakim re’sen hüküm tesis edemez; ancak taraflardan yapmış olduğu değişiklikler hususunda anlaşmalarını teklif eder. Tarafların anlaşamamaları halinde ise bu defa yargılama TMK. m.166/f.3 hükmü temelli anlaşmalı boşanma davasından çekişmeli TMK. m.166/f.1-2 hükmü temelli evlilik birliğinin sarsılması sebepli boşanma davasına dönüşür.

Taraflar dava öncesinde ya da dava sırasında yaptıkları sözleşmeyi hakim tarafından onaylanana kadar değiştirebilir ya da hakimden onaylanmamasını talep edebilir.

Taraflar dilerse boşanmanın kanuni sonuçları ile hakim tarafından re’sen  karar verilmesi gereken hususlar dışında sözleşme kapsamına başkaca hususları da dahil etmeleri olanaklıdır. Bu hususta herhangi bir azami sınır belirlenmemiştir. Bu hususlara ilişkin düzenlenen sözleşmenin de hakim tarafından onaylanması gerekmektedir. Hakim bu hususlara ilişkin olarak da tarafların ve çocukların menfaatinin gereklerine uygun olarak sözleşmeye müdahale edebilir. Ancak hakim tarafından müdahale edilen bu hususlarda yapılan değişikliklerin yine taraflarca açıkça ve şüpheye mahal vermeyecek şekilde kabul edilmesi gerekmektedir.

Hakim taraflar arasında düzenlenmiş sözleşmeyi Borçlar Hukuku’nun sözleşmelerin içeriği kapsamında TBK. m. 27 hükmüne göre kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygunluğu ve konusunun imkansız olup olmaması ile TBK. m. 30 vd. hükümlerine göre irade bozukluklarına ilişkin bir inceleme ve araştırma yapacaktır. Bu hususların varlığına ilişkin bir tespitin yapılması halinde artık sözleşme kesin olarak hükümsüz sayılacaktır.

Türk Medeni Kanunu 166. maddenin 3. fıkra hükmü hakime tarafların ve çocuğun menfaati gerektirdiği takdirde anlaşmaya müdahale yetkisi vermiştir. Burada açıklanması gereken husus çocuğun menfaatinden ne anlaşılması gerektiğidir. Çocuğun menfaatinin içeriği kapsamına genel olarak çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal, ruhsal ve ahlaki gelişimi girmektedir. Bunların yanı sıra aynı zamanda çocuğun menfaatine ilişkin hususlara sosyal, ekonomik ve hukuki menfaatlerde dahil olmaktadır.

Dolayısı ile hakim çocukların velayetine ilişkin sözleşmeye müdahale ederken öncelikle temel olarak bakımları, yetiştirilmeleri, eğitim ve terbiyeleri hususunda inceleme ve araştırma yapacaktır. Bu hususlara ilişkin gözetilen yararda çocuğun duygusal tatmini ve ana ve baba ile ilişkisinin bu doğrultuda düzenlenmesi icab edecektir. Çocuğun maddi menfaatleri hususunda ise tayin edilecek iştirak nafakası ise her somut olayda çocuğun temel ihtiyaçları, bakım ve giderleri ile eğitim masrafları göz önünde tutularak aleyhine nafaka kararı verecek kişinin maddi durumu göz önünde tutularak tespit ve tayin edilecektir.

Bu kapsamda hakim taraflar anlaşmış olsalar dahi çocukların menfaatine uygun şekilde sözleşmeye gerekli müdahaleyi yapacak ve bu hususta özellikle azami derecede dikkat ve özen gösterecektir. Fakat her halukarda müdahale edilen sözleşmeye tarafların onayına sunulacak ve ancak bu hususta anlaşma sağlandığı takdirde hüküm kurulacaktır. Çocuğun velayeti hususunda anlaşmanın sağlanamadığı hallerde ise bu defa davaya çekişmeli usulde deva edilecektir.

Hakimin Onayından Sonra Sözleşmenin İptali, Sözleşmeden Dönme, Fesih ve Uyarlama Sorunları

Hakimin onayından sonra ise artık taraflar arasında özel hukuk sözleşmesi niteliğini haiz anlaşma bu defa boşanma ilamının bir parçası niteliği kazanır ve nihai hüküm oluşturur. Bu safhadan sonra ise mahkemelerin nihai hükümlerine tabi olur ve artık taraflar kanun yolu açık mahkeme kararı olarak karara ilişkin itirazlarını ancak üst derece mahkemesine başvurarak dile getirirler.

Anlaşmalı boşanma davası sonucu verilen kararlar bir çekişmesiz yargı kararı olsa da temyiz etmekte hukuki menfaati bulunan taraf için HMK. m.361 hükmü gereği kanun yolları açıktır. Anlaşmalı boşanma sonucu boşanma kararına yönelik temyiz halinde Yargıtay, temyiz edenin anlaşmalı boşanma iradesinden rücu ettiğini belirterek yargılamanın çekişmeli usulde devam etmesi gerektiğini belirtmektedir.

Çocukların durumu hususunda ise Türk Medeni Kanunu çocuğun menfaatlerinin gerekliliği ve velayet hususunun kamu düzenine ilişkin özel ve nitelikli bir konu olması hasebiyle ayrı bir düzenlemeye gitmiştir. Böylece çocukların velayeti ve kişisel ilişkinin tesisi ile ilgili olarak ortaya çıkacak yeni olguların ve durumların varlığı ile çocukların menfaatlerinin gerektirdiği hallerde bu husus kesinleşmiş bir boşanma kararının varlığına rağmen yeniden düzenlenebilecektir. Yasa koyucu Türk Medeni Kanunu 183. madde hükmü ile ana veya babanın bir başkası ile evlenmesi, başka bir yere gitmesi ya da ölümü gibi yeni olguların ortaya çıkması halinde gerekli değişikliklerin yapılması hususunda tarafların talepte bulunabileceği gibi hakimin de re’sen düzenleyebileceğini belirtmektedir. Ancak hal ve durum ne olursa olsun gerçekleşen olguların çocuğun velayet görevinin ihmaline sebep olması gerekmektedir. Yoksa tek başına olguların gerçekleşmesi velayet hakkının geri alınması için yeterli değildir.

TMK.nun 178.maddesi metni ve bu maddenin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; kanun koyucunun boşanan eşlerin karşılıklı olarak birbirlerine karşı maddi ve manevi her türlü dava haklarını 1 yıllık süre içerisinde kullanmalarını amaçladığı, bu süreyi sadece maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası ile sınırlı tutmadığı, boşanmanın sonucuna bağlı bulunan ve ancak boşanma kararının kesinleşmesi ile gündeme getirilebilecek olan mal rejimine ilişkin davaların da TMK.nun 178. maddesi hükmü kapsamında düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Katkı ve katılma alacaklarına ilişkin olarak önem arz eden bir diğer husus ise anlaşmalı boşanma davası içerisinde bu haklardan vazgeçilmesi halinde kendisini göstermektedir. Evvela şunu belirtmek gerekir ki hukuken bir alacak hakkının istenebilmesi için borcun muaccel olması gerekir. Boşanmanın yan sonuçları sözleşmesinde düzenlenmesi zorunlu olmayan katkı ve katılma payı alacaklarına ilişkin mali talepler ancak boşanma sonrası ortaya çıkan taleplerdir. Dolayısı ile boşanma davasında bu haklardan feragat mümkün değil iken, ancak tarafların bu haklara ilişkin taleplerinin olmadığı beyanı, protokolün de onaylanması ile birlikte akla ibra sözleşmesini getirmektedir. Dolayısı ile geçerli bir şekilde kurulmuş ibra sözleşmesi sonucu katkı ve katılma alacağı haklarına ilişkin daha sonra talepte bulunmak mümkün olmamalıdır.

Mehir Kavramı ile Yan Sonuç Sözleşmesinin Kapsamına Girip Girmeyeceği Meselesi

Mehir, İslam hukukunda kadın lehine tanımlanmış maddi bir haktır. Bu hak koca tarafından kadına verilen bir miktar, para ya da maddi değeri olan her şey olabilir. Mehir hakkı mutlak surette olan kadın bu hakkını dilediği gibi tasarruf yetkisini haizdir. Hatta dilerse mehri kocasına tekrar bağışlayabilir.

Mehir ile amaçlanan hukuki menfaat kadının boşanma sonrası yaşayabileceği yoksulluğu engellemek olduğu düşünüldüğünde anlaşmalı boşanma sonucunda kadının kocadan tazminat ve nafaka alacaklarından ayrı olarak ve fakat hakimin onaylaması şartı ile mehri talep edebilmesi uygun düşmektedir. mehrin, nafaka ve tazminat taleplerine ilişkin hüküm kurulsa bile sebepsiz zenginleşme ya da haksız kazanç sağlamayacağı aşikardır. Bu sebeple de mehrin varlığı ve miktarı hususunda ihtilafın olmadığı hallerde artık hakimin başkaca bir inceleme yapmaksızın mehre ilişkin talebi onaylaması uygun düşecektir.

Bağışlama, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama yapabilir. Bağışlamanın geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır (TBK. m.288). Dolayısı ile tüm bu yönleri ile Yargıtay tarafından mehire bağışlama niteliği kazandırılması doğru ve yerinde bir yaklaşımdır.

Sonuç

Gerçekten de boşanma kararına ulaşmış eşlerin içinde bulundukları ruhsal durum ve duygusal ortam gerek kendileri ve gerekse müşterek çocuklarla ilgili olarak her zaman sağlıklı bir karar vermelerini engellemektedir. Bazen de boşanmayı çok arzu eden eşin bu sonuca ulaşabilmek için ileride kendini büyük mağduriyetlere düşürebilecek koşulları gereğince ve yeterince düşünmeden ve özellikle menfaatlerini dikkate almadan her şeyden vazgeçebilecekleri dikkatten uzak tutulamaz. Diğer taraftan ender olaylarda olsa bile eşlerden biri diğer eşin ya da onun yakınlarının cebir, hile ve tehditleriyle boşanmanın fer’i sonuçlarıyla ilgili olarak önemli ölçüde feragat gösterebilir. Hatta davacı eş dahi biran önce boşanmayı sağlayabilmek ve bu yükten kurtulabilmek için kendi geleceğini tehlikeye atabilir. Örneğin, bütün mal varlığını davalıya bırakmaya razı olabilir. İşte bütün bu ve benzeri hallerde boşanmanın ileride eşlerden biri ya da çocuklarla ilgili olarak adaletsiz, haksız ve çok ciddi sakıncalar doğurmaması adına hukuki danışmanlık almanızı tavsiye ederiz.

AllEscort